Şehrin Tatlı Hafızası
- Görkem Karaman
- 3 saat önce
- 6 dakikada okunur
Hepimizin hafızasında yer eden, İstanbul’un gündelik hayatına olduğu kadar tarihine de iz bırakan pastaneler, çikolatacılar ve şekerciler, bu şehrin en köklü üretim geleneklerinden birini oluşturur.
18. yüzyılda Osmanlı saray mutfağında şekillenen lokum ve akide üretimi, zamanla çarşı kültürünün bir parçası haline gelirken; 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında açılan pastaneler ve çikolatacılar, İstanbul’un modernleşen yüzüyle birlikte yeni bir tatlı kültürü tanımladı. Beyoğlu’ndan Kadıköy’e, Eminönü’nden Bebek’e uzanan bu adresler; sosyal hayatın, bayram ziyaretlerinin ve hediyeleşme ritüellerinin merkezinde konumlandı.

Bugün hala varlığını sürdüren bu köklü markaların birçoğu 100 yılı aşan bir geçmişe sahip. Cam kavanozlarda sergilenen akide şekerleri, elde kesilen lokumlar, el işçiliğiyle hazırlanan çikolatalar ve nesilden nesile aktarılan tarifler, bu sürekliliğin en somut göstergeleri arasında yer alıyor. Bayram dönemlerinde artan ziyaret kültürü, bu mekanları yeniden şehrin gündemine taşırken, vitrinlerdeki hareketlilik de bu geleneğin canlılığını koruduğunu gösteriyor. Hazır bayramın ilk günündeyken, İstanbul’un bu ikonik tatlı duraklarını hatırlamak için en doğru zaman. Şehrin en eski ve karakteristik pastane, çikolatacı ve şekercilerini sizin için bir araya getirdik.
İlk durağımız, İstanbul’un bilinen en eski şekercilerinden biri. 1777 yılına uzanan geçmişiyle Ali Muhiddin Hacı Bekir, şehrin tatlı kültürünün temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor. Bugün hala aynı isimle ve üretim geleneğiyle varlığını sürdüren bu adres, İstanbul’da iki yüzyılı aşan sürekliliği temsil eden nadir örneklerden biri. Kısa bir tarihine baktığımızda, bu köklü üretim geleneğinin nasıl şekillendiğini daha net görmek mümkün. Hacı Bekir’in en önemli katkılarından biri, geleneksel tatlandırıcılar olan bal ve pekmez yerine rafine şeker kullanması; un yerine nişastayı tercih ederek bugün bildiğimiz lokum dokusunu geliştirmesi oldu. Güllü, tarçınlı, sakızlı ve narenciye aromalı akide şekerleriyle kısa sürede ün kazanan marka, 19. yüzyılın başlarında Osmanlı sarayının tedarikçileri arasına katılarak “şekercibaşı” unvanını aldı. Bu dönemde üretilen lokumlar, İstanbul’a gelen yabancı ziyaretçiler aracılığıyla Avrupa’ya taşındı ve “Turkish Delight” adıyla literatüre girdi. 19. yüzyılın sonundan itibaren uluslararası fuarlarda kazanılan madalyalar ise markanın küresel ölçekte de tanındığını gösteriyor.

Bugün hala Bahçekapı merkezli üretimini sürdüren Hacı Bekir, beş kuşaktır devam eden bir aile işletmesi olarak varlığını koruyor. Cam kavanozlarda sergilenen akide şekerleri, sade ambalajlar ve klasik lokum çeşitleri, bu iki yüzyılı aşan geleneğin değişmeden devam eden yüzünü oluşturuyor. İstanbul’un gastronomik hafızasında yer eden bu köklü marka, geçmişle bugün arasında kurulan en somut bağlardan biri olmayı sürdürüyor.
Osmanlı’dan devralınan bu köklü şekercilik geleneği, Cumhuriyet dönemiyle birlikte yeni bir yön kazanır ve İstanbul’da modern pastanecilik anlayışı şekillenmeye başlar. 1956 yılında Elmadağ’daki Divan Oteli bünyesinde kurulan Divan Pastanesi, Türkiye’de modern pastanecilik ve çikolatacılık anlayışının kurumsallaşmasında belirleyici bir rol üstlenir. Koç Grubu’nun turizm yatırımı olarak hayata geçirilen Divan Oteli’nin zemin katında açılan pastane, İsviçreli şef Kunderdt’in hazırladığı çikolata, pasta ve tatlılarla kısa sürede geniş bir müdavim kitlesine ulaşır. Bu dönem, Avrupa pastacılık tekniklerinin İstanbul’daki yerel damak tadıyla ilk kez bu ölçekte buluştuğu bir kırılma noktası olarak değerlendirilir. 1964’te Erenköy’de açılan ikinci şube ile birlikte Divan, İstanbul’un iki yakasında konumlanan ilk pastane markalarından biri haline gelir. 1970’ler ve 80’ler boyunca Bebek, Moda ve Sütlüce gibi semtlerde açılan yeni şubeler, markanın sosyal bir buluşma alanı olarak konumlanmasını sağlar.

Özellikle Bağdat Caddesi üzerindeki Erenköy şubesi, yıllar içinde semtin referans noktalarından biri haline gelir. Cadde üzerinde adres tarif edilirken kullanılan “Divan’ın ordayım, eski Boyner’in ordayım” ifadesi gibi cadde sözlüğüne yerleşir. Üretim yaklaşımı zaman içinde büyüse de, markanın temelini oluşturan tarif sürekliliği korunur. Çikolata ve pastacılık ürünlerinde kullanılan reçeteler güncellenirken, ürünlerin karakteri büyük ölçüde aynı kalır. Pralin çeşitlerinde kullanılan malzemeler ve dolgu teknikleri, markanın ürün dilini belirleyen temel unsurlar arasında yer alır.
Sıradaki durağımız, yılbaşı süsleri denince akla gelen ilk adreslerden biri. Kadıköy’deki şubesiyle özellikle kış aylarında vitrinleriyle öne çıkan bu köklü marka, İstanbul’da şekercilik geleneğinin en görünür temsilcilerinden biri. Şekerci Cafer Erol’un hikayesi, Osmanlı saray mutfağına kadar uzanır. 18. yüzyılın sonlarında sarayın helvahane ve şekerhane bölümlerinde çalışan Taşköprülü Müftügiller ailesi, bu alanda güçlü bir üretim bilgisi edinir. Ailenin bu birikimi, 1807 yılında Mehmet Efendi’nin Eminönü’nde açtığı şekerci dükkânıyla kamusal alana taşınır.

I. Dünya Savaşı sonrası yaşanan kırılmaların ardından bu üretim geleneği kesintiye uğrasa da, 1935 yılında Cafer Erol’un İstanbul’a dönerek yeniden dükkan açmasıyla birlikte marka ikinci kez şekillenir. Eminönü ile başlayan bu yeni dönem, Beyoğlu ve Kadıköy şubeleriyle genişler; zamanla üretim Kadıköy’de yoğunlaşır. Bugün Kadıköy Çarşı’daki mağaza, bu uzun geçmişin en görünür temsilidir. Cam kavanozlarda sergilenen akide şekerleri, lokumlar ve geleneksel şekerleme çeşitleri, markanın görsel dilini belirler. Farklı kuşakların birlikte yürüttüğü üretim anlayışı, markanın karakterini belirleyen temel unsurlardan biridir. Geleneksel tarifler korunurken, sınırlı ölçüde yapılan yeniliklerle üretim güncelliğini sürdürür. Bu denge, Cafer Erol’u İstanbul’da hala karşılığı olan köklü şekerci adreslerinden biri haline getirir.

İstanbul’un köklü tatlı duraklarından bir diğeri, Bebek’te küçük bir dükkanda üretimini sürdüren Meşhur Bebek Badem Ezmecisi. Ölçeği sınırlı olsa da, badem ezmesi denildiğinde şehirde akla gelen ilk adreslerden biri olarak konumlanır. Markanın kökeni Mudanya’ya uzanır. Ailenin ilk kuşağı burada badem ezmesi üretimiyle tanınır. 1904 yılında Bebek’te açılan dükkan, dönemin Boğaz hattındaki yerleşim kültürü içinde kısa sürede kendine bir yer edinir. İlk yıllarda acıbadem kurabiyesi, pandispanya ve çeşitli şekerlemeler üretilir; ancak zamanla üretim sadeleşir ve badem ezmesi markanın ana odağı haline gelir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Bebek, yazlık bir yerleşim olmanın ötesine geçerek İstanbul’un sosyal hayatında daha görünür bir noktaya dönüşürken, bu küçük dükkan da çevresindeki gündelik hayatın parçası haline gelir. Kuşaklar boyunca el değiştiren işletme, aile içi aktarım yoluyla devam eder; bu süreçte üretim teknikleri büyük ölçüde korunur. Üretim sürecinde belirleyici olan unsur, hammaddenin seçimi ve işlenme biçimidir.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan temin edilen bademler tercih edilir; bu seçim, ürünün lezzet profilini doğrudan etkiler. Bademlerin elde ayıklanması, düşük ısıda uzun süre kurutulması, ardından rendelenip şekerle birlikte dövülmesi ve mermer üzerinde yoğrulması, bu üretim biçiminin temel aşamalarını oluşturur. Tüm süreç boyunca katkı maddesi kullanılmaması, ürünün karakterini belirleyen en önemli unsurlardan biridir.
Zaman içinde İstanbul’daki pek çok benzer işletme büyüme, şubeleşme ya da üretim ölçeğini değiştirme yoluna giderken, Meşhur Bebek Badem Ezmecisi daha sınırlı bir üretim anlayışını sürdürmeyi tercih eder. Bugün Bebek sahil hattında yürürken karşılaşılan bu küçük dükkan, yüz yılı aşan bir zanaatin izlerini taşır. Sade ve fıstıklı olmak üzere sınırlı çeşitlilikle sunulan badem ezmeleri, İstanbul’da değişmeden kalan nadir tatlardan biri olarak varlığını sürdürür.

İstanbul’da modern pastane kültürünün erken temsilcilerinden biri olan Baylan, 1923 yılında Beyoğlu’nda kurulur. Filip Lenas tarafından “Loryan” adıyla açılan pastane, 1934 yılında yürürlüğe giren düzenlemeler sonrası “Baylan” adını alır ve kısa sürede Karaköy ile Kadıköy’e uzanan bir hat üzerinde konumlanır. 1961 yılında açılan Kadıköy şubesi, uzun yıllar boyunca neredeyse değişmeden kalan iç mekan kurgusu ve servis alışkanlıklarıyla markanın en karakteristik noktalarından biri haline gelir. Baylan’ın gelişiminde ikinci kuşağı temsil eden Harry Lenas belirleyici bir rol üstlenir. Avrupa’da aldığı eğitimle Türkiye’ye dönen Lenas, pastacılıkta kullanılan teknikleri güncellerken ürün çeşitliliğini de genişletir. Türkiye’de ilk espresso makinesinin getirilmesi ve kafe kültürüne dair erken uygulamalar, bu dönemin dikkat çeken yenilikleri arasında yer alır. Aynı yıllarda geliştirilen Kup Griye, markanın en bilinen ürünü haline gelir. Vanilyalı ve karamelli dondurma, krema, bal badem ve karamel sosun bir araya geldiği bu tarif, 1950’lerden bu yana değişmeden sunulmasıyla öne çıkar ve uluslararası pastacılık literatüründe “Coupe Baylan” olarak anılır.

Üretim tarafında Baylan, butik pastane anlayışını korurken zamanla daha geniş bir üretim modeline yönelir. Kullanılan malzemelerde tereyağı, kuruyemiş ve yoğun içerikli. Baylan’ın etkisi yalnızca gastronomiyle sınırlı kalmaz. 1950 ve 60’lı yıllarda Beyoğlu ve Kadıköy şubeleri, yazarlar, şairler ve sanatçılar için bir buluşma noktası haline gelir. Attila İlhan’dan Cemal Süreya’ya uzanan geniş bir müdavim kitlesi, bu mekanı İstanbul’un entelektüel haritasına dahil eder. Bu çevre zamanla “Baylancılar” olarak anılır ve edebiyat tarihinde kendine bir yer edinir. Bugün farklı şubeleri ve değişen yapısına rağmen Baylan, İstanbul’da modern pastane kültürünün erken dönemini temsil eden nadir adreslerden biri olarak konumlanır.

Listenin son durağı ise, ulaşabildiğim veriler doğrultusunda İstanbul’da kökeni en erken döneme uzanan şekercilerden biri olan Hicipoğlu Şekerleme. Eminönü Küçükpazar’da, caminin arka sokaklarından birinde konumlanan bu küçük dükkanın geçmişi 1745 yılına dayanır. Hikaye, Hicipzade Mustafa Efendi’nin tahin helvası üretimiyle başlar ve kısa sürede saraya kadar uzanır. I. Mahmud döneminde saraya davet edilen usta, hazırladığı helva ve lokumlarla beğeni kazanarak “helvacıbaşı” unvanını alır. Aynı dönemde dükkanın kapatılmaması, üretimin hem saray hem de halk için sürdürülmesini sağlar. Bugün yaklaşık 35 metrekarelik aynı dükkanda üretim ve satış birlikte sürdürülür. Üst katta yer alan imalathanede şeker hamuru hazırlanır; bakır kazanlar, elde şekillendirme ve geleneksel üretim yöntemleri korunur. Akide şekerleri, lokumlar ve helvalar, kuşaklar boyunca aktarılan tariflerle hazırlanır. Dükkanın içinde yer alan eski dolaplar, yıllara meydan okuyan kesim aletleri ve üretim ekipmanları, bu sürekliliğin fiziksel izlerini taşır. Bugün Hicipoğlu Şekerleme, İstanbul’da geçmişten bugüne ulaşan nadir üretim pratiklerinden birini temsil ederken, şehrin tatlı hafızasında da kendine özgü bir yer edinir.

İstanbul’un tatlı hafızasını oluşturan bu adresler, şehrin değişen yüzüne rağmen korunan alışkanlıkların, ritüellerin ve gündelik hayatın parçalarıdır. Yüzyıllar boyunca aynı sokaklarda varlığını sürdüren bu dükkanlar, tariflerden çok daha fazlasını taşır: kuşaklar arası aktarılan bir zanaat, bir estetik ve bir yaşam biçimi. Bugün bu vitrinlere bakmak, aslında İstanbul’un geçmişine bakmakla eşdeğer. Bayramın ilk gününde, bu köklü lezzetlerin izini sürmek ise şehri yeniden okumak için en sade ve en doğru başlangıçlardan biri.




Yorumlar