Weekend Talks - Begüm Tomruk
- Rana Korgül

- 30 Kas
- 7 dakikada okunur
Marantz, Bowers & Wilkins ve Classé Luxury Performance Brands Kreatif Direktörü Begüm Tomruk ile, İstanbul’da gerçekleşen #BeyondTheHorizon davetimiz öncesinde bir araya geldik. Bu özel buluşmada; Marantz ile yürüttüğü marka birlikteliğini, tasarıma yaklaşımını ve seyahatin yaratıcı dünyasını nasıl beslediğini konuştuk. İlham veren sohbetimizde, estetikle teknolojinin kesiştiği noktada şekillenen vizyonunu ve kişisel yolculuğunun tasarım diline yansımalarını keşfettik.

Sizin için ‘Perfect Weekend’ neyi ifade ediyor?
Benim için Perfect Weekend; ilham veren müzikler, iyi kahve ve zihinsel bir arınmanın buluştuğu, sevdiklerimle paylaşılan huzurlu bir zaman demek.
Düzenli bir Cumartesi/Pazar günü rutininiz var mı?
Hafta içi yoğun bir tempoda çalışan bir anne olarak hafta sonları benim için yavaşlamak, nefes almak ve ailemle vakit geçirmek demek. Cumartesi ve pazar günleri biraz daha spontane, akışına bıraktığımız zamanlar olmasını seviyoruz. Hiçbir plan yapmadan günün kendi ritmini bulmasına izin veriyoruz. Sabahlarımız her zaman kahveyle başlar. Evimizde Milano’dan gelen orijinal 1961 Faema E61 espresso makinemiz var. Bu yüzden kahve bizim için sadece bir içecek değil, küçük bir ritüel, güne anlam katan bir başlangıç. Hava güzelse kendimizi dışarı atıyoruz. Düsseldorf’un parkları hem çocuklar, hem de ebeveynler için keyifli ve ilham verici. Kızımızla oyun oynarken biz de doğanın içinde yavaşlıyoruz. Günün geri kalanında ise genellikle şehirdeki sanat ya da gastronomi odaklı etkinlikleri keşfediyoruz. Eşim de tasarımcı olduğu için bu anlar bizim için besleyici ve yaratıcı bir ilham kaynağı oluyor.

Düsseldorf’ta hafta sonu için kaçamak noktalarınız nereler?
Düsseldorf küçük ama karakteri büyük bir şehir. Keşfedilecek pek çok özel köşesi var. Hafta sonları genellikle şehir merkezinin kalabalığından uzaklaşıp, karakteri ve hikayesi olan kahve kafelerini tercih ediyorum. Favorilerim arasında Die Röstmeister ve Kaffee Schvarz var. Sade atmosferleri ve özenle hazırlanan kahveleriyle hafta sonuna güzel bir başlangıç sunuyorlar. Bazen Rhein Nehri boyunca yürüyüş yapıyorum; bazen de Flingern Nord’daki küçük butikler ve tasarım mağazalarında vakit geçiriyorum. Ayrıca Düsseldorf’un Japon mutfağı son derece kaliteli ve orijinaline çok yakın. Bu yüzden hafta sonları genellikle Kushi Tei of Tokyo, Takumi veya Ah-Un gibi restoranlardan birini mutlaka ziyaret ediyorum. Şehir çok uluslararası bir yapıya sahip. Hafta sonları Almanya ve Hollanda’nın farklı şehirlerinden gelen ziyaretçilerle canlanıyor. Neredeyse her hafta sonu tasarım, müzik, sanat veya gastronomi odaklı bir etkinlik düzenleniyor. Bu yaratıcı enerji, Düsseldorf’u yaşamak ve ilham almak için benzersiz bir şehir haline getiriyor.
‘Long Weekend’ olarak favori seyahat rotalarınız nereler?
Long Weekend denince aklıma hemen İtalya geliyor; özellikle Roma. Şehir; tarih, sanat, yemek ve miksoloji kültürünü eşsiz bir şekilde bir arada taşıyor. Ayrıca, orada yaşayan en yakın arkadaşım olduğu için benim için kişisel bir anlamı da var. Fırsat buldukça gidiyorum ve her seferinde şehrin enerjisinden besleniyorum. Bunun yanı sıra Floransa ve Milano da İtalya’daki favori şehirlerim arasında. Her biri kendi ruhuna sahip: Floransa daha romantik ve sanatsal bir derinlik taşırken, Milano çağdaş, enerjik ve tasarım açısından öncü bir karaktere sahip. İstanbul ise benim için vazgeçilmez bir destinasyon. Ailem ve arkadaşlarım hâlâ orada yaşadığı için sık sık gidip geliyorum. İstanbul benim köklerim, ilhamım ve geçmişle bugünü birbirine bağlayan kişisel bir köprü… Ailemle yaptığımız kısa süreli kaçamaklarda ise Hollanda ve Belçika çevresi öne çıkıyor. Brugge, Eindhoven ve Arnhem arabayla kolayca ulaşılabilen, hafta sonu için ideal şehirler. Küçük ama ilham verici bu duraklar, hem kültürel hem de görsel anlamda bana daima yeni bir bakış açısı kazandırıyor.
Seyahat etmek sizi nasıl besliyor?
Seyahat etmek, benim için yalnızca bir kaçış değil, aynı zamanda dünyayı gözlemleme biçimi. Bir tasarımcı olarak gittiğim her şehirde zihnim sürekli çalışıyor. Mimari detaylar, mekânların kurgusu, ışığın yüzeylerle kurduğu ilişki, hatta sokaklarda kullanılan malzemeler bile bana ilham veriyor. Farklı kültürlerin yaşam biçimlerini, renk anlayışlarını ve gündelik objelere yaklaşımlarını görmek, tasarıma bakışımı sürekli yeniliyor. Seyahatlerimde özellikle tasarım ve mobilya müzelerine gitmeyi seviyorum çünkü her kürasyonun ardında bir düşünce sistemi, bir duygu var. Bu deneyimler bana yalnızca estetik değil, düşünsel anlamda da beslenme alanı yaratıyor.
Tercihiniz genelde şehir seyahatleri mi yoksa kültürel geziler mi oluyor?
Seyahatlerim genellikle şehir odaklı oluyor; çoğu zaman da iş amaçlı. Bu nedenle her zaman klasik anlamda kültürel geziler olmasa da şehirlerin mimari dokusunu, tasarım kimliğini ve sokak ritmini keşfetmek benim için fazlasıyla besleyici bir deneyim.
En son nereye seyahat ettiniz? Orada ne keşfettiniz?
En son New York’a gittim. Şehrin mimarisi, ölçeği ve enerjisi tekrar ve tekrar beni derinden etkiledi. Her köşesinde farklı bir dönem, farklı bir hikâye gizli. Modern gökdelenlerin arasında bir anda karşınıza çıkan tarihi bir bina ya da karakter dolu bir sokak gibi. Şehrin temposu, dinamizmi ve sürekli hareket hâlinde oluşu gerçekten büyüleyici. Günün her saati yaşayan bu çok katmanlı yapı, tasarım açısından da sonsuz bir ilham kaynağı.
Henüz gitmediğiniz ve en çok görmek istediğiniz şehir/ülke neresi?
Henüz gitmediğim ve en çok görmek istediğim şehirlerin başında Kopenhag geliyor. Danimarka’nın köklü tasarım kültürü, mimarisi ve sade ama işlevsel yaşam biçimi her zaman ilgimi çekmiştir. Bunun yanı sıra uzun süredir gitmek istediğim bir diğer yer ise Seul. Kore’nin yenilikçi teknolojiyi zanaatkârlıkla birleştiren tasarım anlayışı, güçlü estetik disiplini ve kültürel dinamizmi benim için son derece ilham verici.
Bir günlüğüne her şeyi bırakıp gitmek isteseniz, nereye gidersiniz?
Uzun bir seyahat de olsa Tokyo’ya gitmek isterdim.

Konaklamak istediğiniz bir otel var mı?
Tokyo’daki Aman otelinde konaklamayı çok isterim.
En sevdiğiniz dünya mutfağı?
Kesinlikle Japon mutfağı. Sabah, öğle, akşam her öğün, her gün yiyebilirim. O kadar çok seviyorum.
Favori restoranlarınız hangileri?
Nagaya, Reinhardt`s, Nobu, Camparino Milan ve Soho House restoranları…
Sizce ideal seyahat arkadaşı nasıl olmalı?
Spontane kararlar alabilen, keşfetmeyi seven ve aynı estetik zevki paylaşan biri olmalı. Birlikte sessiz anların da keyfini çıkarabilmek önemli. Aynı zamanda eğlenceyi, iyi müziği ve dans etmeyi de sevmeli. Çünkü güzel bir yolculuk, hem dinginliği hem de ritmi içinde barındırır.
Bavulunuzun olmazsa olmazı nedir?
Bowers & Wilkins Px7 S3 kulaklıklarım. Seyahatte müzik benim için ilham olduğu kadar kaçış da…

Marantz ile nasıl bir araya geldiniz? Neler yapıyorsunuz?
Marantz ile yolculuğum, bana gelen Tasarım Direktörlüğü teklifiyle başladı. Yaklaşık iki buçuk yıldır markayla birlikteyim. Şu anda başta Marantz ve Bowers & Wilkins olmak üzere lüks markalarımızın yanı sıra Denon için de tasarım süreçlerine aktif olarak dahilim. Global ölçekte çalışan bir Kreatif Direktör olarak In-House tasarım ekibimizle birlikte pazarlama, marka ve satış departmanları ve uluslararası partner ajanslarımız ile yakın iş birliği içinde çalışıyorum. Amacım, markalarımızın tasarım vizyonunu bütünsel bir yaklaşımla hayata geçirmek ve her birinin kendi karakterini en güçlü şekilde yansıtmasını sağlamak.

Tasarımlarınızın arkasında yatan düşünceyi nasıl anlatabilirsiniz? Tasarım anlayışınızı ürünlerinize nasıl yansıtıyorsunuz?
Her bir ürünün, her tasarımın bir amacı ve varlık nedeni olmalı. Tasarım yaklaşımımın temelinde bu düşünce yer alıyor. Benim için bir ürün, yalnızca estetik bir nesne değil aynı zamanda işlevsel bir anlam taşıyan, duygusal bir bağ kurabilen ve bir probleme çözüm getiren bir tasarıma sahip olmalı. Bu nedenle çalışmalarımda sadelikle derinliği, işlevsellikle duyguyu bir araya getirmeye özen gösteriyorum. Ürünlerin basit, anlaşılabilir ve kendi varlık nedenini anlatabilir olması benim için çok önemli. Markaların köklü tasarım DNA’sına ve mirasına saygı duyarken, o DNA’yı geliştirip geleceğe taşımak önceliğim. Dürüst malzemeler, zamansız bir tasarım dili ve işlevsel sadelik her zaman rehberim. Bir tasarım, karmaşık görünmeden güçlü olabiliyorsa, işte o zaman gerçekten doğru bir noktaya ulaşmıştır.

Ödüllü bir endüstriyel tasarımcı olarak sizin için yaratmak ne anlama geliyor?
Yaratmayı büyük bir sorumluluk olarak görüyorum. Çünkü tasarlamak, yalnızca bir nesne ortaya koymak değil; insanların hayatına, duygularına ve markaların hikâyesine dokunmak demek. Her yeni tasarım, küçük de olsa bir değişim ve yenilik yaratma gücü taşıyor. Bu yüzden benim için yaratmak, estetikten öte anlam inşa etmenin ve geleceğe iz bırakmanın bir yolu.
Tasarımla ilgilenmek sizi nasıl besliyor?
Tasarım ile ilgilenmek, dünyadaki sosyal, kültürel ve ekonomik gelişmeleri sürekli takip etmemi sağlıyor. Her yeni proje, beni farklı disiplinlerle, yeni fikirlerle ve değişen insan ihtiyaçlarıyla buluşturuyor. Bu da yalnızca mesleki olarak değil, kişisel olarak da kendimi güncel tutmamı, vizyonumu genişletmemi sağlıyor. Tasarım dünyasının nabzını tutmak; estetik, teknoloji ve insan davranışları arasındaki ilişkiyi anlamak; benim için hem ilham verici, hem de dönüştürücü bir süreç…
Tasarımın sizin için en önemli yönü nedir?
Tasarımın benim için en önemli yönü, anlam yaratma gücü. Bir nesnenin ya da mekânın sadece işlevsel değil, duygusal bir etki de bırakabilmesi beni en çok cezbeden şey. Tasarım, biçimden öte, bir iletişim biçimi ve doğru kurgulandığında sessizce konuşur, bir hikâye anlatır ve de iz bırakır.
Sizce ‘iyi bir tasarım’ nasıl olmalı?
Bence iyi bir tasarım, kendi varlık nedenini sade ve anlaşılır bir şekilde ifade edebilmelidir. Ürün, ne olduğunu ve neden var olduğunu anlatabilmeli; ne eksik, ne fazla. Markaların köklü tasarım DNA’sına ve mirasına saygı duymak kadar, o mirası ileriye taşıyacak cesareti göstermek de önemlidir. İyi bir tasarım; sürdürülebilir, dürüst ve temsil ettiği markanın karakterini yansıtabilen bir tasarım olmalıdır. Gerçek bir ihtiyaca cevap verebilmeli, bir problemi çözebilmeli ve kullanıcının hayatını kolaylaştırmalıdır. Aynı zamanda yenilik getirmeli, düşünmeye teşvik etmeli ve bir hikâye anlatabilmelidir. Benim için tasarım; sadeliğiyle güçlü, işlevselliğiyle anlamlı ve zamansızlığıyla kalıcı olmalı. Çünkü iyi bir tasarım, sadece güzel görünen değil aynı zamanda doğru hissedilen şeydir.
STUDIODWAS adlı firmanızdan kısaca bahseder misiniz?
STUDIODWAS’ı partnerimle birlikte kurduk. Amacımız, hikâye anlatan ve duygusal bir bağ kuran tasarımlar üretmekti. Şu anda marka aktif ancak yoğun projeler nedeniyle üzerine zaman buldukça yoğunlaşabiliyoruz. Saat tasarımından mobilyaya kadar pek çok farklı alanda işler ürettik. Bu tasarımların ortak amacı, bizi günlük hayatın monotonluğundan çıkararak bambaşka bir alana taşıyan, hikâye anlatımı güçlü, hayal gücünü tetikleyen ve farklılık yaratan nesneler ortaya koymaktı.

Dekorasyonla aranız nasıl? Hangi stilleri/dönemleri beğeniyorsunuz?
Evimde minimalizmi tercih ediyorum. Beyazın ağırlıkta olduğu açık tonlar, doğal dokular ve rahatlatıcı bir atmosfer benim için çok önemli. Kontrast yaratmak için siyah, koyu gri ve metal detaylar da yer alıyor. Çocukluğumda Art Deco ve İskandinav etkilerinin iç içe geçtiği, bol mobilyalı, cam işçiliği detaylarıyla dolu bir evde büyüdüm. İş hayatımda da ürün tasarımı ve iç mimariyle, farklı renkler ve malzemelerle yoğun biçimde ilgilendiğim için evimde görsel olarak nötrleşebileceğim, zihnimi ve duyularımı dinlendiren bir ortam yaratmak istedim.
Hayatta en çok ilham aldığınız kişi veya kişiler kimler?
Dieter Rams. Onun sadeliği, dürüst ve zamansız tasarım anlayışı, ‘Less but Better’ yaklaşımı benim için her zaman ilham verici ve yol gösterici oldu.
Hayatı nasıl yaşamayı tercih ediyorsunuz? Hayat felsefeniz nedir?
Hayatta insanın kendi geleceğini kendisinin şekillendirdiğine inanıyorum. Risk almak, yön değiştirmek, yeniden başlamak… Bunların hiçbiri için geç değil. Ben hayatı bir tasarım süreci gibi görüyorum. Her dönem kendi açıklaması ile geliyor ve onu en iyi şekilde çözümlemek, dönüştürmek ve anlam katmak bizim elimizde.
Şu sıralar neyin hayalini kuruyorsunuz? Bundan sonraki hedefler neler?
Şu anda markalarımız için birçok yeni ürün, deneyim ve marka kimliği üzerinde çalışıyoruz. Ürün tasarımı ve stratejik tasarımın ötesinde, hayalim bu ürünlerin etrafında deneyimlenebilecek mekânlar yaratmak. Sound Bar’lar, Listening Room’lar, deneyim merkezleri ve hatta belki bir otel. Ürünlerin sadece görülmediği ama hissedildiği, mekânla bütünleştiği yerler... Markalar için farkındalık yaratmak ve bu deneyimi uzun vadeli bir stratejiye dönüştürmek istiyorum. Bunu tek başıma değil, aynı vizyonu paylaşan ekiplerimiz ile birlikte başarmak istiyorum…








Yorumlar