Moda Haftalarında Öne Çıkan 10 Sahne Tasarımı
Tasarım ve sanatla ilgilenenlerin takviminde moda haftaları, tasarım haftaları ve eylül ayının sanat buluşmaları öne çıkıyor. Contemporary İstanbul’un da yer aldığı bu yoğun dönem, kenti sergiler ve yeni karşılaşmalarla hareketlendiriyor. Londra ve Milano’nun ardından şimdi Paris Moda Haftası’nı izliyoruz.
Koleksiyonlarla birlikte onları çevreleyen mekanlar da konuşuluyor: aydınlatmaların farklı bir dille yorumlandığı sahne, dairesel bir performans alanı, tarihi bir kütüphane, mağaza düzeninde kurulan bir alan ve küçük ekosistemleri bir araya getiren laboratuvar. Perfect Weekend, sezonun 10 sunumunu mekan ve koleksiyon üzerinden okuyarak sizinle paylaşıyor. Zemin, oturma düzeni, ışık ve ses, izleyicinin deneyimini belirliyor. Mekana bakarken bedenin, malzemenin ve izleyici bakışının nasıl düzenlendiğini de izliyoruz.

Prada, son yıllarda defilelerini düzenli olarak gerçekleştirdiği Fondazione Prada’nın Deposito’suna dönüyor. Böylece mekan marka için tanıdık bir sahneye dönüşüyor; her sezon değişen sahne tasarımı aynı endüstriyel hacmi yeni bir görsel çerçevede yeniden okutuyor. OMA’nın tasarladığı kompleks, eski bir distilasyon tesisini yeni sergi yapılarıyla bir araya getiriyor. Miuccia Prada ve Raf Simons’ın İlkbahar/Yaz 2027 kadın koleksiyonu, perspeks zemin ve doğrusal aydınlatmayla oluşturulan sahnede sunuluyor; aynı düzen erkek defilesinde de kullanılıyor. Işığı geçiren yüzey yürüyüşü ve etek siluetlerini öne çıkarıyor; endüstriyel hacim çevrede görünür kalıyor. Bu tercih, koleksiyonun görünürlüğünü beden ve yüzey arasındaki ilişkiye bağlıyor. Deposito’nun tanıdık hacmi de tek bir ışık kararının etkisini daha net okumamıza imkan veriyor.
Marni’de Meryll Rogge’nin koleksiyonuna Formafantasma’nın sahne tasarımı eşlik ediyor. Stüdyo, önceki sezonun panel sistemini kesip açarak iç katmanları görünür kılıyor. Setin bir bölümünden el yapımı kağıt üretiliyor ve bu kağıtlar defile davetlerinde kullanılan uçaklara dönüşüyor. Koleksiyonun katmanları açan yaklaşımı, sahnedeki müdahaleyle örtüşüyor. DEEWEE sunumun müziğini hazırlıyor. Kesilmiş kenarlar, izleyiciye setin önceki hayatını da gösteriyor. Yeniden kullanım fikrinin sahnede okunur olması, bu bölümü seçkinin en tutarlı malzeme yaklaşımlarından biri haline getiriyor. Davet kağıdıyla panel arasında kurulan bağ, defileden elde kalan nesneyi de sahne tasarımının devamına dönüştürüyor.

Maria Grazia Chiuri imzalı Fendi İlkbahar/Yaz 2027 koleksiyonu, sıralı LED ışıklar ve aynalı cam yüzeylerle çevrili bir podyumda sunuluyor. LED çizgileri modellerin güzergahını belirginleştirirken camın geçirgenliği podyumun arkasındaki hareketi görünür kılıyor; yansıtıcı yüzeylerse modelleri ve izleyicileri aynı görüntüde buluşturuyor. İç giyim referansları ve bedene yakın katmanlar taşıyan koleksiyon, bu görsel düzen içinde izleyicilerin yansımalarıyla üst üste geliyor. Oturma konumuna göre kimi zaman podyum, kimi zaman salonun yansıması öne çıkıyor; böylece ışık ve cam, defilenin farklı açılardan algılanmasını sağlıyor.
Gucci, 25 Eylül’de Milano’daki Allianz MiCo’da “The Store Show” ile hayali bir mağazayı defile mekanına taşıyor. Demna’nın yaratıcı yönetimindeki sahnede vitrinler, raflar, aksesuar teşhirleri ve Rich Aybar / RA Workshop’un tasarladığı mobilyalar yer alıyor. Paonazzo mermeri ve heykel referansları mağaza atmosferini tamamlıyor. Bazı modellerin teşhirleri incelemek için yavaşlaması, satış görevlisini canlandıran figürlerin mekanda bulunması alışveriş davranışlarını gösterinin akışına katıyor. Raf ve vitrinler, bakışı yönlendirirken Gucci’nin ürün dünyasını da somutlaştırıyor. Mağaza düzeninin podyum olarak kullanılması, koleksiyonla perakende deneyimini aynı çerçevede düşünmeye davet ediyor. Modellerin teşhirler karşısındaki hareketi, sahnenin işlevini tarif eden küçük ama etkili bir performans ayrıntısı.

Erdem Moralıoğlu, koleksiyonunu Londra’daki Roundhouse’da sunuyor. 1847’de lokomotifler için inşa edilen dairesel yapı bugün performans mekanı olarak kullanılıyor. OBO’nun sahnesinde banklar spiral biçimde yerleşiyor, ışık modeller üzerinde yoğunlaşıyor; müzik Lukas Heerich / COMP’a, styling Marie-Amélie Sauvé’ye, casting Ben Grimes’a ait. Koleksiyon, trapez sanatçısı Barbette’ten ve Man Ray’in fotoğraflarından besleniyor. Barbette’in dönüşüm fikri Roundhouse’un performans geçmişiyle buluşuyor. Dairesel plan, izleyici yerleşimini ve modellerin hareketini belirliyor. Spiral oturma düzeniyle sahne, izleyiciyi performansın çevresine yerleştiriyor; Barbette’e uzanan araştırma da bu canlı gösteri hissini destekliyor.
Bottega Veneta’nın Louise Trotter yönetimindeki Yaz 2027 sunumunda izleyiciler, Illya Goldman Gubin’in Karton Hocker serisinden oturma elemanlarında yer alıyor. Sanatçının bedensel hareketle biçimlendirdiği karton kutular reçineyle sabitleniyor; markanın atölyelerinde üretilen deri çiçekler her birine ekleniyor. Ambalaj izleri korunan nesne, heykel ve mobilya arasında duruyor. Florian Hecker’in mekana özgü “Scintillations 20” ses enstalasyonu, çelik yansıtıcılı hoparlörlerden oluşan asılı yapılarla salona yayılıyor; Mark Leckey’nin müziği ayrı bir katman oluşturuyor. İzleyici tasarımla fiziksel ilişki kuruyor. Burada izleyici için tasarlanan mobilya, sahnenin en yakından deneyimlenen sanat eseri. Kartonun izlerini koruyan form, lüks moda sunumlarında kusursuz yüzey beklentisine farklı bir dokunsal karşılık veriyor.

Diesel’in 22 Eylül’deki Milano sunumunda Glenn Martens’in koleksiyonu geçici bir kulüp atmosferinde gösteriliyor. Mekan konseptini Studio Dennis Vanderbroeck, performans yönetimini (LA)HORDE, özgün müziği Senjan Jansen üstleniyor. Markaya göre izleyicilerin arasına yerleştirilen 200 performansçı gösteri boyunca hareket ediyor. Böylece sahne podyum çizgisinin dışına taşıyor; izleyici modelleri izlerken hemen yakınındaki performansla da karşılaşıyor. (LA)HORDE’un koreografik yaklaşımı ve Vanderbroeck’in mekan tasarımı, seyirciyle performans arasındaki sınırı esnetiyor. Diesel kulüp kültürünü kalabalık ve eşzamanlı hareket üzerinden kuruyor. İzleyici hareketin tam ortasında kaldığı için sahne tek bir açıdan izleyiciyle buluşmuyor. Bu tercih, defileyi görüntü kaydından daha geniş bir canlı deneyime dönüştürüyor; yakın çevredeki performanslar koleksiyona bakışı sürekli yeniden yönlendiriyor.
Loro Piana, “Solutions For” başlıklı kadın koleksiyonunu Milano’daki Biblioteca Nazionale Braidense’de sunuyor. 1786’da halka açılan kütüphanenin mevcut mobilyaları yerleştirmeye katılıyor: arşiv giysileri ve çizimler ceviz vitrinlerde, çantalar ahşap merdivenlerde sergileniyor. Kumaş paneller salonun yüksekliğini vurgularken masalarda tekstil numuneleri, terzilik işlemleri, gözlükler ve serigrafi örnekleri incelenebiliyor. Ziyaretçi kendi temposunda kumaşa yaklaşabiliyor; kütüphanenin araştırma kültürü markanın malzeme anlatısına bağlanıyor. Bu düzenin güçlü yanı, koleksiyonun üretim bilgisini izleyiciye açıklama metniyle değil, nesneleri yan yana getirerek sunması. Kütüphane mobilyaları yeni bir sergileme aracı olurken ziyaretçiye yavaşlaması ve ayrıntılara bakması için alan açıyor.

Hazirandaki Paris Erkek Moda Haftası’nda SOLID HOMME, “After Nature” koleksiyonunu laboratuvarı andıran bir ortamda sunuyor. Sarı ağlarla çevrili sahnede teraryumlar, dışbükey lensli kutular ve modellerin dolaştığı güzergah bir araya geliyor. Prodüksiyon Without Production’a, müzik Simon Parris’e ait. Küçük ekosistemler doğayı belirli sınırlar içinde yeniden kurarken lensler izleyiciyi ayrıntılara yaklaştırıyor. Tam boy modellerle yan yana gelen bu mikro çevreler, bakışı insan ve doğa arasında gezdiriyor. Sarı ağlar daha geniş mekanı filtreliyor; kutular kendi içlerinde kapalı dünyalar yaratıyor. Sahne, doğanın nasıl çerçevelenip gözlemlendiğini sorguluyor. Sahnenin araştırma fikri, teraryum ve lens gibi gerçek gözlem araçlarıyla somutlaşıyor. Bu yüzden çevre, koleksiyonun temasını açıklayan bir fon olmaktan çıkıp izleyicinin bakışını yöneten bir düzene dönüşüyor. Küçük ölçekteki canlılık ile insan bedeni arasındaki karşıtlık seçkinin akılda kalan ayrıntılarından.

Dior’un Jonathan Anderson imzalı kadın koleksiyonu, Jardin des Tuileries’deki Bassin Octogonal çevresinde sunuluyor. Havuzdan yükselen kafur ağaçları ve su üstündeki sis, Gerhard Richter’in resimlerini hatırlatan bir peyzaj kuruyor. Dior, ağaçların sonrasında yeniden dikileceğini belirtiyor. Sekizgen havuz izleyicilerin yerleşimini düzenlerken su ve sis sahnenin görünümünü değiştiriyor. Geçirgen kumaşlar sisli peyzajda farklı bir ışık kazanıyor; ağaçların bahçeye dönmesi sahnenin ömrünü uzatıyor. Sahne, doğayı romantik bir fon olarak değil, biçim verilen ve geçici olarak başka bir düzene alınan canlı bir çevre olarak ele alıyor. Sis görüntüyü değiştirirken ağaçların yeniden dikilecek olması, tasarım kararını sunum sonrasındaki zamana da bağlıyor.
Bu 10 sunumda mekan, koleksiyonun etkin parçasına dönüşüyor. Prada’da ışıklı zemin, Gucci’de mağaza düzeni, Fendi’de yansımalar, Bottega Veneta’da oturma elemanları ve SOLID HOMME’de teraryumlar odağı belirliyor. İzleyici oturuyor, yaklaşıyor, yansımasını görüyor ya da performansın çevresinde yer alıyor. Roundhouse’un dairesel planı, Braidense’nin kütüphane işlevi ve Deposito’nun endüstriyel hacmi, tarihi yapıların sahne kararlarına nasıl katıldığını gösteriyor.
Marni’nin panelleri dönüştürmesi, Dior’un ağaçları yeniden dikmesi ve Bottega Veneta’nın karton oturma elemanları, malzemenin sonraki hayatını da düşündürüyor. Zemine, panel kenarına ya da yansımaya yaklaştığımızda sahnenin üretim bilgisi belirginleşiyor. Mekan, ışık, ses ve hareket koleksiyonun nasıl görüleceğini birlikte belirliyor; anlatı son modelin ardından da izleyici belleğinde sürüyor. Bu sunumları izlerken bizi en çok etkileyen de tam olarak bu: tasarım, birkaç dakikalık gösteriyi kentin, yapının ve izleyicinin hafızasına taşıyor.




Yorumlar