Hermès’in Bond Street’te Konumlanan Yeni Adresi
- Görkem Karaman
- 5 gün önce
- 4 dakikada okunur
Hermès, Londra’daki yeni adresi 166 New Bond Street ile şehirdeki varlığını yeni bir ölçeğe taşıyor. Markanın Bond Street’te açtığı yeni maison, 1769’a uzanan altı tarihi binayı bir araya getiriyor; yaklaşık 1.860 metrekareye yayılan yapı, beş kata ve 55 odaya dağılan kurgusuyla Hermès’in en kapsamlı perakende yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor.
Paris, New York, Tokyo, Seul ve Şanghay’daki mağazalarının ardından gelen Londra adresi, Hermès’in mağaza anlayışını daha geniş bir çerçevede ele aldığını açık biçimde gösteriyor.

Hermès’in Londra’daki yeni yatırımı açısından Bond Street’in konumu önemli. Mayfair hattında konumlanan Bond Street, uzun süredir Londra lüks perakendesinin en güçlü akslarından biri; mücevher, moda ve aksesuar markalarının yoğunlaştığı, uluslararası müşteri trafiğinin en görünür biçimde toplandığı adreslerden biri. Hermès’in bu cadde üzerinde mevcut varlığını büyütme biçimi de bu yüzden dikkat çekici. Hermès’in burada altı tarihi binayı bir araya getirerek beş kata yayılan, 55 odalı yeni bir yapı kurması da markanın Londra’daki varlığını daha görünür ve daha kalıcı bir ölçekte ele aldığını gösteriyor.

Yapının planı da yeni ölçeği doğrudan hissettiriyor. Axel Dumas’nın “bir köy” olarak tarif ettiği kurgu, Bond Street cephesinde yan yana duran altı yapının bir avlu etrafında birleşmesiyle oluşuyor. Zemin katta bir zamanlar açık olan bölüm, Norman Foster imzalı çelik ve cam çatıyla örtülmüş; Foster’ın tasarladığı kireçtaşı spiral merdiven de yapının ana omurgasına dönüşmüş durumda. Katlar arasında ilerlerken tek bir mağaza içinde dolaşma hissi yerini, birbirine bağlanan odalar, koridorlar, geçişler ve farklı tavan yükseklikleri arasında gezinen bir rotaya bırakıyor. Hermès’in burada kurduğu deneyim, hızlı bir dolaşımdan çok keşif fikri üzerine oturuyor.

Bu yapı aynı zamanda lüks perakendenin son yıllarda nasıl dönüştüğünü de görünür kılıyor. Bugün markalar; müşterinin markayla daha uzun zaman geçirdiği, farklı servislerle karşılaştığı ve alışverişin çok katmanlı bir deneyime dönüştüğü yapılar kuruyor. Bond Street’te açılan yeni Hermès mağazası da tam bu dönüşümün güçlü örneklerinden biri. Burada metrekareyle birlikte büyüyen şey, markanın sunduğu işlevler, temas noktaları ve zaman duygusu.
Yapının tarihine yaklaşım da bu bütünün önemli parçalarından biri. Birinci katta fine jewelry ve high jewelry bölümleri, 19. yüzyıl oyuncusu Henry Irving’in bir dönem yaşadığı dairelerde yer alıyor. İkinci katta orijinal 19. yüzyıl mozaik zeminin restore edilerek korunmuş olması, iç mekandaki sarı, pembe ve gri tonlarının çıkış noktalarından birini oluşturuyor. Albemarle Street’e bakan bazı odalar Florence Nightingale’in araştırmalar yürüttüğü alanlarla ilişkilendiriliyor. Viktorya dönemine ait asansörün siyah ve altın tonlarındaki dökme demir kapılarıyla yeniden işler hale getirilmesi de yapının geçmişini bugünün dolaşımına dahil ediyor. Hermès; yapının belleğini aktif bir mekansal katmana dönüştürüyor.

İç mekanda İngiliz zanaatine yapılan vurgu da benzer biçimde somut kararlar üzerinden ilerliyor. Hermès’in uzun süredir birlikte çalıştığı mimarlık ofisi RDAI ve Denis Montel, 16 farklı métier’yi bu çok parçalı yapıya yerleştirirken İngiliz üreticiler ve zanaatkarlarla çalışmış. Giriş kattaki parfüm odalarında Katie Scott imzalı çiçekli duvar kağıdı kullanılıyor; bu desen aynı zamanda Londra için hazırlanan Bouquet Finale carré’sine de taşınıyor. Equestrian bölümlerde duvar yüzeyleri saman ve at kılından üretilen marquetry panellerle kaplanırken, erkek bölümlerinde Lancashire’da Hermès için özel olarak üretilmiş mavi dokulu bir duvar kaplaması tercih ediliyor. Londra’daki bu yeni yapıda İngiliz referansı; malzeme, yüzey ve işçilik üzerinden doğrudan hissediliyor.
Katlara yayılan odalar da bu yaklaşımı destekliyor. Güzellik bölümünde büyük ölçekli floral yüzeyler, deri ürünleri bölümünde Rouge H’nin üç ayrı tonu, özel salonlarda taş marquetry paneller, seramik sehpalar ve ipekle kaplı duvarlar öne çıkıyor. Erkek bölümünde daha kulüp hissi veren bir atmosfer kurulurken, jukebox gibi objeler mekana daha eğlenceli bir ton ekliyor. Her odanın kendi malzeme dili, renk kurgusu ve atmosferi var. Bu da yapıyı büyük bir mağazadan çok, farklı ruh halleri taşıyan odaların bir araya geldiği çok parçalı bir iç mekan kurgusuna dönüştürüyor.

Sanat bu yapının önemli katmanlarından biri. Hermès ailesinin yaklaşık 550 parçalık koleksiyonundan seçilen eserler yapının farklı odalarına yayılıyor; 18. yüzyıl av sahnelerinden Lee Miller fotoğraflarına uzanan bu seçki, Pierre-Alexis Dumas’nın da vurguladığı gibi mekana ruh ve hayat katmak için düşünülüyor. Üst katta Emile Hermès’e ayrılan daire ise bu yaklaşımın en güçlü örneklerinden biri. Vitrinlerde sergilenen objeler, koleksiyoncu bakışıyla kurgulanmış bir hafıza alanı gibi çalışıyor. Böylece yapı, ürünlerin yerleştirildiği bir satış alanının ötesine geçerek Hermès’in kültürel evrenini görünür kılan bir merkeze dönüşüyor.
Perfect Weekend açısından asıl önemli soru ise burada başlıyor: Hermès bugün Londra’da nasıl bir yapı kuruyor? Bond Street’te açılan yeni adres, genişletilmiş bir mağaza planından çok daha kapsamlı bir düzen öneriyor. Satış alanları, özel salonlar, koleksiyon seçkileri, Londra’ya özgü ürün edisyonları ve repair atölyesi aynı yapı içinde bir araya geliyor. Bu da Hermès’in Londra’daki varlığını, markanın farklı işlevlerini aynı çatı altında toplayan bir merkez olarak düşündüğünü gösteriyor.

Bu yapının en anlamlı bölümlerinden biri üst katta yer alan repair atölyesi. Hermès’in onarım uzmanı Alexandra Cappe’in geçtiğimiz yıl 700 çanta tamir etmiş olması, markanın ürün ömrü, bakım ve ikinci hayat fikrine ne kadar güçlü biçimde yatırım yaptığını ortaya koyuyor. Birkin, Kelly ve Constance gibi modellerin yıllar boyunca dolaşımda kalması, burada vitrin kurgusunun yanında bakım ve onarım pratiği üzerinden de okunuyor. Bu detay önemli; çünkü lüks tüketimin bugün geldiği noktada değer artık ürünün ilk satış anında kurulup kapanmıyor. Onarım, bakım, yeniden kullanım ve uzun ömür fikri markanın anlattığı hikayenin merkezine yerleşiyor. Hermès’in Bond Street’te kurduğu yapı da bu dönüşümü görünür hale getiriyor.
Bugün birçok lüks marka “heritage”, “craftsmanship” ve “experience” gibi kavramları iletişim dilinin merkezine yerleştiriyor. Hermès ise Bond Street’te bu kavramları doğrudan mimari ve operasyonel bir yapıya dönüştürüyor. Tarihî binanın belleği, İngiliz zanaatine yapılan somut göndermeler, koleksiyon seçkisi, özel salonlar ve repair atölyesi bir araya geldiğinde, ortaya markanın Londra’daki varlığını yeni baştan tanımlayan güçlü bir merkez çıkıyor. Bond Street’te açılan bu yeni maison, Hermès’in şehirdeki fiziksel ölçeğini büyütürken, lüks perakendenin bugün nasıl bir kültürel ve operasyonel altyapıya dönüştüğünü de net biçimde gösteriyor.




Yorumlar