top of page

Céline Dion’un Dönüş Sahnesinin Ardındaki İsim: Willo Perron

Yazarın fotoğrafı: Görkem Karaman
Görkem Karaman
14 dakika önce
4 dakikada okunur
Taş görünümlü monolitlerden kristal bir avizeye uzanan Paris sahnesi, Céline Dion’un sesini ve sahne varlığını merkeze alıyor. Bu teatral dünyanın arkasındaki Willo Perron ise Beyoncé’nin Cowboy Carter turnesinden Chanel podyumlarına, SKIMS mağazalarından Jacquemus vitrinlerine uzanan çok disiplinli bir tasarım pratiği kuruyor.


12 Eylül 2026’da Paris’te 35 bin kişi, Céline Dion’un sahneye dönüşüne tanıklık etti. Sanatçı, Courageturnesinin 2020’de ertelenmesinden ve sağlık sorunları nedeniyle konserlere ara vermesinden altı yıl sonra, Paris’teki konser serisinin açılış gecesinde yeniden tam bir konser verdi. 2024 Paris Olimpiyatları’nda Eyfel Kulesi’nden seslendirdiği “Hymne à l’amour” bu aradaki özel performanslardan biriydi; Paris gecesi ise Dion’un altı yıl sonraki ilk kapsamlı konseri olarak kayda geçti. Dönüşün sahne tasarımı, tasarımcı Willo Perron’un yaratıcı yönetiminde, Perron Studios’un tasarım yönlendirmesiyle şekillendi.


Sahnenin ilk bakışta dikkat çeken öğeleri, hareket eden büyük taş görünümlü monolitler. Konser boyunca yer değiştiren bu kütleler kimi anlarda müzisyenleri ve koroyu gizliyor, kimi anlarda onları açığa çıkarıyor; böylece sahne her perdeyle yeni bir düzene kavuşuyor. Dört perdeli gösteri, Dion’un Fransızca ve İngilizce repertuvarını görsel bir anlatı içinde bir araya getiriyor. Açılış şarkısı “On ne change pas”tan “Because You Loved Me”ye, “La Wally”den kariyerinin farklı dönemlerine uzanan repertuvar; değişen sahne kompozisyonlarıyla izleyiciye aktarılıyor.



Bu kompozisyonun en çarpıcı anlarından biri, Alfredo Catalani’nin operasından “La Wally” yorumunda ortaya çıkıyor. Sahnenin merkezinden yükselen keskin hatlı kayalık formun üzerine çıkan Dion, şarkıyı arena üzerine yağan kar eşliğinde seslendiriyor. Bir başka bölümde kuvars kristallerini andıran büyük avize tavandan iniyor; ardından dönmeye ve ışıldamaya başlayarak disko topuna dönüşüyor. Bir konser sahnesinin taş, kristal, ışık ve hareket üzerinden kurduğu bu geçişler, dört perdelik anlatının görsel durakları gibi çalışıyor.


Işık tasarımında Rob Sinclair, görüntülerde ise Fransız yaratıcı Thibaut Grevet görev alıyor. Grevet’nin yönettiği görüntüler, sahnedeki monolitlerin dokusunu ve biçimlerini büyük ekranlara taşıyor. Kum tepeleriyle açılan görsel dünya, ilerleyen bölümlerde müzisyenlerin ve topluluğun yer aldığı sahnelere dönüşüyor. Finalde ekranların yana çekilmesiyle sahne iskelesinin yapısı görünür hâle geliyor. Görsel katmanlar geri çekilirken Dion sahnenin merkezinde kalıyor; gösterinin kapanışını sesi ve seyirciyle kurduğu ilişki üstleniyor.



Perron, Wallpaper’a verdiği söyleşide tasarımın Dion’la yapılan konuşmalardan doğduğunu anlatıyor. Sanatçının kendine özgü teatralliğini destekleyecek ölçekte bir sahne kurmak istemişler. Perron’a göre Dion’un duyarlılığı, büyük ölçekli ve ağır malzemelerle dengelenmeliydi; bu nedenle sahne, hafif bir pop estetiği yerine heykelsi, güçlü ve dokunsal bir görsel dil taşıyor. Taş görünümlü blokların hareketi de bu fikri gösteri boyunca canlı tutuyor: aynı sahne, şarkıların ve perdelerin duygusuna göre açılıyor, kapanıyor ve yeniden biçimleniyor.


Willo Perron’un çalışma alanı sahne tasarımıyla başlamıyor. Montreal’de büyüyen tasarımcı, 14 yaşında okuldan ayrıldıktan sonra konser afişleri hazırlıyor; plak dükkanı ve müzik şirketi açıyor, giyim alanında çalışıyor. New York’a taşındığında hip-hop sahnesinin önemli plak şirketlerinden Rawkus Records için albüm kapaklarından videolara uzanan görsel kimlik projeleri üstleniyor. Ardından American Apparel mağazalarının tasarımına katkıda bulunuyor. Grafik tasarımdan mağaza iç mekanına, oradan müzik ve sahneye uzanan bu rota, bugün Perron Studios’un farklı disiplinlerde çalışan yapısının temelini oluşturuyor.



Perron’un sanatçı dünyalarıyla kurduğu kapsamlı ilişki, Kanye West’le çalıştığı dönemde belirginleşiyor. Le Monde’da aktarılan kariyer hikayesine göre başlangıçta sanatçının gardırobuyla ilgilenen Perron, kısa sürede albüm estetiği, konserler, videolar ve görsel iletişimin de içinde olduğu geniş bir yaratıcı süreci yönetmeye başlıyor. Bu deneyim, sanatçının dünyasını farklı mecralarda tutarlı bir kimlik olarak ele alan çalışma biçimini besliyor. Rihanna, Drake ve Jay-Z’nin de içerisinde bulunduğu isimlerle yaptığı projeler de bu yaklaşımın farklı örneklerini oluşturuyor.


Beyoncé’nin 2025 tarihli Cowboy Carter turnesi, bu kapsamlı sahne yaklaşımının güncel örneklerinden biri. Perron Studios’un portfolyosunda yer alan tasarım, albümün country ve Americana referanslarını büyük ölçekli bir konser anlatısına taşıyor. Rihanna’nın 2023 Super Bowl devre arası gösterisinde ise sanatçı, havada asılı platformlar üzerinde sahne alıyor. Perron’un çalışmaları, sanatçıyı görsel dünyanın içine yerleştirirken aynı zamanda kalabalık bir arenada uzaktan da okunabilen güçlü bir sahne imgesi kuruyor. Her iki projede de performansın mekanla ilişkisi, gösterinin ana fikirlerinden biri haline geliyor.



Perron’un adını podyumlarda da görmeye başladık. 2025 İlkbahar/Yaz Haute Couture defilesinde Chanel için Grand Palais’nin merkezine yerleştirilen podyum, markanın çift C simgesini sonsuzluk işaretini andıran bir güzergaha dönüştürdü. Modaevinin yaratıcı stüdyosu, koleksiyonun renk fikrini gün doğumundan geceye uzanan bir geçişle anlatırken, Willo Perron bu anlatıya mekansal bir karşılık verdi. Perron Studios’un arşivinde aynı yılın Chanel hazır giyim ve Sonbahar/Kış Haute Couture defileleri de bulunuyor. Stüdyo, 2023’te Manchester’daki Métiers d’Art ve Shenzhen’deki Cruise defilelerinde de görev aldı.


Bu işlerin birinde podyum çift C çizgisiyle sonsuzluğu çağrıştırıyor; başka bir Chanel gösterisinde Grand Palais’nin cam çatısına doğru yükselen dev siyah bir şerit mekanı kesiyor. Dolce & Gabbana’nın 2022 defilesi ve Jacquemus’nün 2023 tarihli mağaza ile vitrin projesi de stüdyo arşivinde yer alıyor. Perron’un farklı markalar için tasarladığı mekanlar; markanın görsel kodlarını kimi zaman geçici kimi zamansa kalıcı bir çevreye dönüştürüyor. Chanel’in arşiv ve miras duygusu, Jacquemus’nün vitrininde başka; büyük bir moda gösterisinin izleyiciyle kurduğu ilişki içinde başka bir mekansal anlatı kazanıyor.



Bu yaklaşım mağaza tasarımlarında da sürüyor. SKIMS’in Houston, Austin, Georgetown ve Miami’deki mağaza projeleri ile Los Angeles, Paris ve New York’taki perakende enstalasyonları, Perron Studios’un moda ve ticaret alanındaki işlerinden bazıları. Stüssy için farklı şehirlerde tasarlanan Chapter Store’lar ve H&M’in Avrupa ile ABD’deki mağaza projeleri de stüdyonun arşivinde yer alıyor. Bir turne sahnesi birkaç saat içinde binlerce kişiye ulaşırken mağaza tasarımı gündelik hayata karışıyor; iki ölçekte de mesele, markanın ya da sanatçının kimliğini mekanda okunur kılmak.



Lady Gaga’nın The Monster Ball turnesi de Perron’un erken dönem sahne işlerinden biri olarak anılıyor; ancak bu projedeki rolünü doğru adlandırmak önemli. Turnenin yaratıcı yönetmenleri arasında Matt Williams ve Willo Perron yer alıyor. Sahne tasarımı Es Devlin’e, ışık tasarımı ise Willie Williams’a ait. Bu örnek, büyük ölçekli canlı performanslarda yaratıcı yönetmenlik, sahne tasarımı, ışık ve görüntü gibi uzmanlıkların birbirini tamamlayan ayrı alanlar olduğunu gösteriyor. Perron’un kariyerindeki yeri, tek başına her sahne unsurunu tasarlamasından çok, farklı ekiplerin üretimini ortak bir görsel dünya etrafında birleştirmesinde yatıyor.


Perron’un pratiği son yıllarda mobilya tasarımına da uzanıyor. Knoll için geliştirdiği Pillo koltuk ve kanepe, üst üste yerleşen yastıklardan oluşan yalın bir fikri konforlu ve heykelsi bir forma dönüştürüyor. 2019’da St. Vincent’ın Masseduction albümünün grafik tasarımıyla Grammy kazanan Perron, Wallpaper* tarafından 2026 Yılın Tasarımcısı seçildi. Aynı yıl Stone Island için Londra’daki Selfridges’te tasarladığı geçici mekan, markanın arşivini koleksiyoncuların seçkileriyle buluşturuyor.



Céline Dion’un Paris sahnesi, Willo Perron’un farklı mecralarda geliştirdiği yaklaşımı tek bir gecede görünür kılıyor: belirgin bir fikir, güçlü malzeme kullanımı ve performansın kendisini taşıyan bir mekân. Üç monolit, kristal avize ve geniş ekranlar sahnede büyük bir görsel ölçek kuruyor; finalde bu katmanlar çekildiğinde geriye Dion’un sesi kalıyor. Perron’un Chanel podyumundan Beyoncé turnesine, SKIMS mağazalarından konser sahnesine uzanan portfolyosunda asıl ortaklık, her sanatçının ya da markanın dünyasına özgü bir mekânsal anlatı kurmak. Paris’teki dönüş gecesi de bu yaklaşımın en kişisel örneklerinden biri olarak akılda kalıyor.

 
 
 

Yorumlar


4b9d64fa-ef89-4820-a25a-d80d966d0b0d.png

Önce Siz Haberdar Olun! 

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz!

©2023-2025 Perfect Weekend'de yayınlanan içeriklerin her hakkı saklıdır.
bottom of page