JFK Jr. & Carolyn Bessette’in İzinde New York
- Görkem Karaman
- 3 gün önce
- 4 dakikada okunur
Hazır Love Story rüzgarı bütün dünyayı kasıp kavururken rotayı 90’ların New York’una çeviriyoruz. Ryan Murphy imzası taşıyan American Love Story ile yeniden gündeme gelen John F. Kennedy Jr. ve Carolyn Bessette-Kennedy temsil ettikleri yaşam tarzıyla da bugün hala etkisini sürdürüyor. Dizi, Kennedy soyadının kamusal ağırlığı ile Carolyn’ın görünürlükten uzak, sade ve net duruşu arasındaki gerilimi merkeze alırken; bu ilişkiyi bir masaldan çok, baskı altında şekillenen gerçek bir yakınlık olarak ele alıyor.

Gerçek hikayede ise ikili, 90’ların New York’unda kendi ritmini kuran bir çift olarak öne çıkıyor. Calvin Klein’de başlayan tanışıklıkları, kısa sürede şehrin en çok konuşulan ilişkilerinden birine dönüşürken; paparazzi kültürü, kamusal beklentiler ve özel hayatlarını koruma çabası bu hikayeye sürekli bir gerilim katıyor. Tüm bu görünürlüğe rağmen, onların New York’u gösterişli değil; seçilmiş, sade ve tekrar eden adreslerden oluşan bir dünya.
Şimdi gelin, bu dünyanın izini sürebileceğimiz New York restoranlarına birlikte bakalım.
İlk durağımız, dizide Carolyn Bessette-Kennedy ve John F. Kennedy Jr.’ın ilk buluşmalarını gerçekleştirdiği Panna II Garden Indian Restaurant. East Village’da, bir kat yukarıda konumlanan bu restoran; renkli ışıklarla kaplı tavanı ve sıkışık masa düzeniyle New York’un en karakteristik atmosferlerinden birini sunuyor. American Love Story’de ilk randevu sahnesine ev sahipliği yapmasının ardından mekan yeniden yoğun ilgiyle karşılaştı; New York Post’ta yer alan habere göre rezervasyonlar artarken, ziyaretçiler özellikle dizide görülen masayı talep ediyor. JFK Jr.’ın East Village’daki Hint restoranlarını tercih ettiği biliniyor ve Panna II de bu rotanın öne çıkan duraklarından biri. 90’larda çiftin buraya geldiği de bilinen mekan, kalabalık yapısı ve ışıklarla kurduğu atmosferle dönemin New York akşamlarını bugün de hissettirmeye devam ediyor.

İkinci durağımız, JFK Jr. ve Carolyn Bessette-Kennedy’ın sıkça vakit geçirdiği The Odeon. 1980’den bu yana downtown New York’un en bilinen adreslerinden biri olan bu brasserie; sanatçılar, yazarlar ve oyuncuların buluşma noktası olarak öne çıkıyor. İlk yıllarında Saturday Night Live ekibinin program sonrası burada vakit geçirdiği, Bright Lights, Big City gibi dönem anlatılarında mekana yer verildiği biliniyor. Tribeca’da yaşayan çift, yoğun paparazzi ilgisine rağmen mahallelerine bağlı kalmayı tercih ediyor ve çoğunlukla yürüyerek ulaşabilecekleri, tanıdık adreslere gidiyor. The Odeon da bu gündelik rutinin bir parçası. People’a göre Carolyn’ın burada tercihi net: hamburger ve yanında patates yerine sote ıspanak. Bugün hala martini ve fries ile anılan mekan, New York’un yerleşik restoran kültürünü koruyan duraklardan biri.

Sıradaki barımız, Tribeca’da 20 North Moore Street’te konumlanan Walker’s. 1987’den bu yana açık olan bu klasik mahalle barı ve restoranı, JFK Jr. ve Carolyn Bessette-Kennedy’nin yaşadığı loft’un hemen yanında yer almasıyla biliniyor. Bu fiziksel yakınlık, mekanı doğal olarak günlük hayatlarının bir parçasına dönüştürüyor. Rahat atmosferi ve klasik Amerikan menüsüyle öne çıkan Walker’s; burger, brunch ve gündelik akşam yemekleri için tercih edilen, abartısız bir adres. Uzun yıllardır mahalle kültürünü koruyan bu tavern, American Love Story ile birlikte yeniden ilgi görmeye başlamış durumda. Özellikle dizinin ardından bölgeye gelen ziyaretçilerin artması, mekanın bugün hâlâ o dönemin New York’una dair izler taşıdığını gösteriyor.

Şimdi keyifli bir brunch mekanına geçelim. Hudson ve North Moore Street köşesinde yer alan Bubby’s. 1990’larda Tribeca’daki günlük yaşamın bir parçası olan bu restoran, çiftin evlerine olan yakınlığı sayesinde sıkça tercih edilen bir kahvaltı ve brunch adresi. Rahat atmosferi ve klasik Amerikan menüsüyle bilinen Bubby’s, daha gündelik bir New York rutini sunuyor. Mekânın ortaklarından Seth Price’a göre JFK Jr.’ın burada en sık tercih ettiği siparişler arasında yulaf ezmesi, café latte ve blueberry pancake yer alıyor. Sabah saatlerinde bile paparazzi ilgisinin eksik olmadığı bu adres, buna rağmen daha samimi ve alışkanlığa dayalı bir kullanım hissi taşıyor. 1990’da kurulan restoran, bugün hala pancake ve comfort food odaklı menüsüyle aynı çizgiyi sürdürüyor ve American Love Story ile birlikte yeniden ilgi gören duraklardan biri olarak öne çıkıyor.

Gündüzün rahat ritminden çıkıp, akşamın daha görünür tarafına geçiyoruz. NoHo’da konumlanan Indochine, 90’ların moda ve medya çevresinin öne çıkan akşam adreslerinden biri. Fransız-Vietnam mutfağını bir araya getiren bu restoran, dönemin sosyal hayatında belirgin bir yere sahip. Carolyn Bessette-Kennedy’nin de sık sık ziyaret ettiği bilinen mekan, akşam, yemekleri ve davetler için tercih edilen bir buluşma noktası. Farklı zamanlarda burada görüntülenmeleri ve çeşitli etkinliklere katılmaları, burayı sosyal çevrelerinin doğal bir uzantısı hâline getiriyor. Bugün hala aynı çizgiyi koruyan Indochine, 90’ların New York akşamlarına dair güçlü bir referans sunuyor.

Şimdi hepimizin bildiği, belki de en meşhur uzakdoğu restoranlarından biri olan ve celebrity’lerin sıkça tercih ettiği Nobu. 1990’larda bölgenin en bilinen akşam adreslerinden biri olan bu mekan, Tribeca’daki ilk lokasyonuyla markanın çıkış noktası olma özelliğini taşıyor. 1994’te Robert De Niro ve şef Nobuyuki Matsuhisa iş birliğiyle açılan Nobu, Perulu-Japon mutfağını New York’a taşıyan ilk güçlü örneklerden biri. Açıldığı andan itibaren sanat, moda ve eğlence dünyasını bir araya getiren mekan, kısa sürede şehirdeki yeni sosyal düzenin parçası haline geliyor. Farklı isimlerle bir araya gelinen akşamlar, çıkışta görüntülenen kareler ve hatta JFK Jr.’ın zaman zaman rollerblade ile gelmesi gibi detaylar, burayı dönemin en canlı sahnelerinden biri hâline getiriyor. Bugün global bir markaya dönüşmüş olsa da, Nobu’nun Tribeca’daki bu ilk hali, 90’ların New York’unu anlamak için önemli bir referans olarak kalıyor.

Ve son durak: East Harlem’da, 455 East 114th Street’te yer alan Rao’s. Yalnızca yaklaşık on masasıyla bilinen bu ikonik İtalyan restoranı, New York’un en zor rezervasyon yapılan adreslerinden biri olarak öne çıkıyor. Mekanın işleyişi oldukça net: masalar yıllardır aynı isimlere ait ve dışarıdan rezervasyon almak neredeyse imkansız. Bu sistem, Rao’s’u klasik bir restorandan çok, belirli bir çevreye ait kapalı bir sosyal alan hâline getiriyor. Klasik İtalyan-Amerikan mutfağıyla tanınan restoran, özellikle “red sauce” tabakları ve meatball’larıyla biliniyor. Ancak burayı asıl farklı kılan şey yemeklerden çok, içeride kurulan ilişki ağı ve süreklilik hissi. Aynı masalar, aynı insanlar ve değişmeyen bir düzen—New York’ta nadir rastlanan bir istikrar. Tribeca’da yaşamalarına rağmen, JFK Jr.’ın zaman zaman uptown’a çıkarak buraya geldiği ve hatta George dergisi için bir lansman yemeği düzenlediği biliniyor. Bu mesafe, mekanın ne kadar özel bir tercih olduğunu da gösteriyor. Daha görünür ve kalabalık restoranların aksine, Rao’s daha içe dönük, erişimi sınırlı ve seçilmiş bir New York deneyimi sunuyor. Bu yönüyle, 90’ların şehir hayatında hem sosyal statüyü hem de aidiyet hissini temsil eden en güçlü adreslerden biri olarak konumlanıyor.

Tüm bu adresler bir araya geldiğinde ortaya belirli bir yaşam biçimi çıkıyor. 90’ların New York’unda kurulan bu düzen; yakın mesafeler, tekrar eden alışkanlıklar ve seçilmiş mekanlar etrafında şekilleniyor. Bugün hala bu restoranlara gidildiğinde hissedilen şey, dönemin ritminin ta kendisi. JFK Jr. ve Carolyn Bessette’in New York’u da tam olarak burada saklı: abartısız, net ve kendi içinde tutarlı bir şehir hayatı.




Yorumlar