İstanbul’un Yeni Açılan Yeme-İçme Mekanları
- Görkem Karaman
- 3 gün önce
- 6 dakikada okunur
İstanbul’un restoran sahnesi her zaman hareketli, hatta biraz da acımasız. Şehrin ritmiyle birlikte yeni mekanlar hızla açılıyor, bazıları ise aynı hızla sahneden çekiliyor. Bu dinamizm, İstanbul’da bir restoranın kalıcı olmasını her zamankinden daha zor hale getiriyor.

İyi bir mutfak tek başına yeterli değil; güçlü bir atmosfer, karakter sahibi bir menü ve şehrin beklentilerine cevap veren bir kimlik gerekiyor. Tüm bu unsurları bir araya getirebilen az sayıda mekan ise zamanla müdavimlerini yaratıyor ve İstanbul’un gastronomi haritasında kalıcı bir yer ediniyor. Zaten bu şehirde seçenek neredeyse sınırsız: keşfedilecek sayısız restoran, yeni adres ve farklı mutfak var. Biz de bu rehberde, İstanbul’un son dönemde açılan ve ziyaret etmeye değer yeme-içme mekanlarını bir araya getirdik. Nişantaşı, Etiler, Pera, Karaköy ve Suadiye hattında konumlanan bu yeni adresler, şehrin sürekli değişen gastronomi sahnesine taze bir enerji katıyor.
İlk durağımız, Meşrutiyet Caddesi üzerinde Passage de Petit Champs’ın içinde konumlanan Kontuar Pera. Pera’nın en tanıdık geçişlerinden birinde yer alan bu tarihi pasaj, Pera Palas’tan dümdüz devam edip Galerist’in bulunduğu binaya girdiğinizde karşınıza çıkıyor. Binanın üst katında yer alan Klein Garten ise mekanın gece hayatıyla kurduğu bağı hatırlatan adreslerden biri. İşte bu yapının içinde açılan Kontuar Pera, pasajın tarihi atmosferini çağdaş bir şef restoranı yaklaşımıyla yeniden yorumlayan yeni adreslerden biri.

Restoranın mutfağının arkasında Fransa’da eğitim almış şef Mustafa Otar bulunuyor. Kontuar’ın mutfağı açık ateş tekniği üzerine kurulu; menü ise mevsimsel ürünler etrafında şekilleniyor. Açık mutfağın mekânın merkezine yerleştirilmesi, pişirme sürecini restoran deneyiminin bir parçası haline getiriyor. Et, balık ve sebze tabaklarında ateş aroması belirgin bir rol oynarken, sunum dili ise oldukça kontrollü ve sade. Menü düzenli olarak değişiyor; Tuzlu Uskumru, Glaze Dana Dil veya mevsim sebzeleri gibi tabaklar ürün odaklı yaklaşımın iyi örnekleri arasında. Kontuar’ın yaklaşımı, İstanbul’da son yıllarda güçlenen “casual fine dining” çizgisine yakın duruyor: teknik olarak güçlü ama gösterişten uzak bir mutfak dili. Mekânın mimari karakteri de bu yaklaşımı destekliyor. Pasajın yüksek tavanları ve tuğla duvarları korunurken, iç mekânda açık mutfak etrafında kurgulanan daha modern bir düzen tercih edilmiş. Sınırlı masa sayısı restoranın ritmini daha kontrollü bir yapıya taşıyor. Akşam servisine odaklanan restoranın bar bölümü ise gece 01:00’e kadar açık; imza ve klasik kokteyllerle deneyimi yemek sonrası saatlere taşıyor. Kontuar Pera’nın en dikkat çekici yönü, iddialı bir söylem kurmak yerine teknik disipline ve ürün kalitesine odaklanması. İstanbul’un hızla değişen restoran döngüsünde, bu ölçülü yaklaşım mekânı kısa süreli bir açılış heyecanından çok daha kalıcı bir gastronomi adresi haline getirme potansiyeli taşıyor.

İkinci durağımız Maison Mariel. Etiler’de, Nispetiye Caddesi hattında uzun süre Pixi olarak bilinen mekanın yerine açılan restoran, semtin yoğun yeme-içme trafiğine Akdeniz ve İtalyan mutfağı ekseninde konumlanan yeni adreslerden biri. Bölgenin restoran rotasyonu yüksek; bu nedenle yeni açılan mekanların kendine özgü bir atmosfer kurması önemli. Maison Mariel, masa deneyimini ve iç mekan kurgusunu merkeze alan yaklaşımıyla bu hattın yeni alternatiflerinden biri olarak öne çıkıyor.

Mekanın iç mimarisi Pınar Hacıraifoğlu imzası taşıyor. Yüksek tavanlar, doğal malzemeler ve loş ışık kullanımı mekana sakin ama karakterli bir atmosfer kazandırıyor. Farklı oturma düzenleriyle planlanan iç mekan, uzun akşam yemekleri için oldukça uygun. Özellikle mekanın merkezinde konumlanan bar bölümü, Maison Mariel’i yalnızca bir restoran olmaktan çıkarıp akşamüstü içkileriyle başlayan ve geceye uzayan buluşmalar için de tercih edilen bir adrese dönüştürüyor. İç mimari kurguyu bizim de oldukça başarılı bulduğumuzu söylemek mümkün. Mutfakta Akdeniz ve İtalyan referansları belirgin. Menü, tanıdık lezzetleri modern dokunuşlarla sunma çizgisinde ilerliyor. Öğle ve akşam servisleri arasında da belirgin bir tempo farkı var: gündüz saatlerinde daha hafif tabaklar öne çıkarken, akşam menüsünde daha yoğun ve paylaşıma uygun seçenekler yer alıyor. Kokteyl menüsü ve şarap seçkisi de mutfağı tamamlayan önemli bir parça. Maison Mariel, Etiler’de yeni bir buluşma noktası arayanlar için sohbetin ve masanın merkezde olduğu bir atmosfer sunuyor.

Bir sonraki durak sen’den. Karaköy’de, The Peninsula Istanbul’un hemen karşısında yer alan ve uzun süre devam eden restorasyon süreci boyunca önünden her geçtiğimde “acaba burası ne zaman açılacak?” diye düşündüğüm tarihi yapı, yıllar süren çalışmaların ardından Hovagimyan Hotel and Suites olarak yeniden hayat buldu. 1900’lü yılların başında mimar Leon Nafilyan tarafından inşa edilen Hovagimyan Han, Art Nouveau mimarisinin İstanbul’daki dikkat çekici örneklerinden biri olarak biliniyor. Bugün butik otele dönüştürülen bu yapının giriş katında yer alan sen’den restoran, Karaköy’ün tarihi dokusuyla doğrudan ilişki kuran adreslerden biri.

Otele adım attığınız anda geçmiş ile bugünün iç içe geçtiği bir atmosfer hissediliyor. İç mekanda farklı dönemlere ait objeler, duvar resimleri ve sanat eserleri dikkat çekiyor. Tarihi karakter korunurken modern tasarım detaylarıyla dengeli bir iç mekan dili kurulmuş. Restoran tarafında ise daha sıcak ve samimi bir atmosfer hakim. Ahşap detaylar, loş aydınlatma ve masaya odaklanan yerleşim düzeni, uzun akşam yemekleri için oldukça uygun bir ortam yaratıyor. Servis ekibi son derece nazik ve ilgili; hatta deneyim sırasında üst kata çıkıp terası da mutlaka görmemizi önerdiler. Gerçekten de otelin üst katında yer alan teras, Karaköy siluetine bakan etkileyici bir manzaraya sahip. Liman hattını ve çevredeki tarihi yapıları gören bu alanın özellikle yaz aylarında akşamüstü içkileri için oldukça popüler olacağını düşünmek zor değil. Restoranın bar bölümü de dikkat çekici. Martini burada özellikle önerilen içkilerden biri; servis sırasında kullanılan gümüş sunumluklar ve detaylı bar servisi mekana ayrı bir karakter katıyor.
Mutfağın arkasında Şef Seray Öztürk ve Şef Aydın İlçe bulunuyor. Menü mevsimsel ve yerel ürünlere odaklanan bir yaklaşımla hazırlanmış. Paylaşıma uygun tabaklar menünün önemli bir bölümünü oluşturuyor; lakerda, tarama, botarga ve ançuezli tereyağdan oluşan deniz ürünü tabağı bu bölümün öne çıkan seçeneklerinden. Şefin imza yemeklerinden Seray’ın Ciğeri ve mercimekli mantı da sık tercih edilen tabaklar arasında. Başlangıçlarda rezene salatası, Yedikule marulu ve levrek pate gibi daha hafif seçenekler bulunuyor. Yemeğin sonunda ise mekana özgü yorumlanan sütlaç, masayı klasik ama başarılı bir tatla tamamlayan önerilerden biri.

Sıradaki durak Corvino. Suadiye’de, Bağdat Caddesi üzerinde Beymen’in karşısında yer alan restoran, özenle restore edilmiş bir binada 2025’in son günlerinde kapılarını açtı. Aslında Corvino’nun hikayesi yeni değil. Restoran ilk olarak 2016 yılında Kuzguncuk’ta, yine tarihi bir yapının içinde daha küçük bir ölçekte açılmış. 2021’de Bağdat Caddesi üzerindeki bu binanın satın alınmasının ardından başlayan kapsamlı restorasyon süreci ise yaklaşık dört yıl sürmüş ve mekan Aralık 2025’te bugünkü formuyla yeniden hayat bulmuş.
Mekanın mimarisi ve iç mekan kurgusu ilk anda dikkat çekiyor. Sıcak tonların hakim olduğu dekorasyon, özenli aydınlatma ve güçlü bir bar tasarımı restoranın karakterini belirleyen unsurlar arasında. Servis tabakları, kadehler ve masa düzeni gibi detaylar da mekanın gastronomi deneyimini ciddiye alan bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor. Restoran birkaç farklı katmana yayılıyor: giriş katında ana restoran alanı bulunurken, üst katta daha özel davetler için ayrılmış bir oturma bölümü, bar ve ikinci bir açık mutfak yer alıyor. Alt katta ise oldukça kapsamlı bir üretim alanı kurulmuş; makarna üretimi, pastane ve ekmek fırını burada yer alıyor.

Mutfağın başında Şef Oktay Damar bulunuyor. Menü, klasik İtalyan mutfağı tariflerini modern bir sunum diliyle yorumlayan bir çizgiye sahip. Hem kuru hem de taze makarnalar mutfakta günlük olarak hazırlanıyor. Vitello tonnato, domates jeli ve limon kremasıyla servis edilen yorumuyla dikkat çekiyor. Casarecce cacio e pepe ise kabak çiçeği ve parmesan tuil ile sunularak klasik tarifin farklı bir dokuyla yorumlandığı tabaklardan biri. Lazanya ve taze baharatlı risotto gibi daha klasik seçenekler de menüde yer alıyor. Tatlı ve ekmek bölümünün başında ise Ömer Recan bulunuyor. Restoranda ekmekler ve tatlılar günlük olarak hazırlanıyor; özellikle patates mayalı ekmek oldukça öne çıkan lezzetlerden biri. Ana yemeklerde ise Milano mutfağının klasiklerinden ossobuco farklı bir yorumla sunuluyor; uzun süre pişirilen dana incik tiftiklenip presleniyor ve yanında safranlı risotto cipsi ile servis ediliyor. Tatlı tarafında ise çıtır dokulu crispy tiramisu dikkat çekiyor. Yemeğin sonunda servis edilen ev yapımı vişne likörü de masayı hoş bir şekilde tamamlayan küçük ama akılda kalan detaylardan biri.

Son durağımız ise Lips Wine Bar. Nişantaşı uzun yıllardır İstanbul’un yeme-içme ve gece hayatı açısından en canlı semtlerinden biri. Farklı konseptlerde restoranlar, bistrolar ve barlar bu bölgede hızla açılıp kapanırken, semtin gastronomi haritası da sürekli yenileniyor. Son dönemde bu hareketliliğe eklenen adreslerden biri de Nişantaşı / Topağacı’nda açılan Lips Wine Bar. Kendini “sıcak bir komşu şarap barı ve bistro” olarak tanımlayan mekan, kısa sürede semtin dikkat çeken yeni buluşma noktalarından biri haline gelmiş.
Mekanın iç mimarisi Deniz Galip imzası taşıyor. Modern ve sade bir tasarım dili tercih edilmiş; gözü yormayan detaylar, dengeli bir aydınlatma ve kompakt oturma düzeni samimi bir atmosfer yaratıyor. Bar bölümü mekanın merkezinde konumlanıyor ve şarap servisi deneyimin odağını oluşturuyor. İşletmesi Sinan Kizikli tarafından yürütülen Lips Wine Bar’da şarap danışmanlığını ise Selin Osmanoğlu üstleniyor. Mekan pazar günü hariç her gün 17.00 – 00.00 saatleri arasında açık; cuma ve cumartesi geceleri ise servis 02.00’ye kadar devam ediyor. Şarap listesinde farklı bölgelerden seçilmiş 100’den fazla etiket bulunuyor. Menü ise bu şaraplara eşlik edecek paylaşımlık tabaklar üzerine kurulmuş. Peynir ve şarküteri seçeneklerinin yanı sıra “Isırımlık & Kömür” bölümünde kömürde pişirilen karışık mantarlar, kaya levreği ve misolu tavuk kalça gibi tabaklar yer alıyor. Bonfile tartar ve pan con tomate gibi daha klasik başlangıçlar da menüde bulunuyor. Sıcak seçenekler arasında parmesanlı pöç kroket ve patates terrin öne çıkan tabaklardan. Paylaşımlıklar bölümünde ise kaya levreği carpaccio, kıtır patlıcan, Cacio Pepe Turco ve Padron biber tercih edilen seçenekler arasında.

Tatlı tarafında bitter çikolatalı mus ve sticky toffee pudding gibi iki klasik seçenek sunuluyor. Lips Wine Bar genel olarak uzun akşam yemeklerinden çok, şarap etrafında şekillenen bir masa deneyimi öneriyor. Mekan oldukça popüler olduğu için çoğu akşam masa bulmak zor olabiliyor; bu nedenle gitmeden önce rezervasyon yaptırmak iyi bir fikir. İş çıkışı buluşmaları, arkadaş sohbetleri veya daha sakin kutlamalar için Nişantaşı’nda dikkat çeken yeni adreslerden biri.




Yorumlar